Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Abdullah İnam
Abdullah İnam

65 Yıllık Göç

65 Yıllık Göç

Biz hâlâ misafir miyiz?

Bir bavulla başlayan yolculuk, 65 yıldır devam eden bir aidiyet mücadelesine dönüştü.

30 Ekim 1961…

Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İş Gücü Anlaşması’yla binlerce insan, daha iyi bir gelecek umuduyla yollara çıktı. Kimi arkasında eşini, kimi çocuklarını, kimi de yaşlı anne ve babasını bıraktı.

Yanlarında birkaç parça eşya, ceplerinde sınırlı miktarda para, yüreklerinde ise kocaman umutlar vardı.

O günlerde onlara Gastarbeiter, yani misafir işçi denildi.

Ancak kimse, o misafirlerin bir gün bu ülkenin fabrikalarında, madenlerinde, inşaatlarında, hastanelerinde ve ekonomisinin her alanında ne kadar büyük izler bırakacağını belki de hesaplamamıştı.

Yıllar geçti, nesiller değişti…

İlk nesil yaşlandı. Birçoğu son nefesini doğup büyüdüğü topraklardan uzakta verdi. Çocukları Almanya’da büyüdü, torunları burada dünyaya geldi. Türkçe ile Almanca arasında, iki kültürün ve iki ülkenin arasında yeni nesiller yetişti.

Bugün artık 65 yıllık bir geçmişten söz ediyoruz.

Peki, 65 yıl sonra geldiğimiz nokta nedir?

Avrupa’nın ortasında, özellikle son yıllarda giderek daha fazla gündeme gelen aşırı milliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve İslamofobi, hepimizi düşündürmesi gereken ciddi bir mesele hâline geldi.

İnsan sormadan edemiyor:

Birinci nesil bu ülkenin kalkınması için ömrünü tüketti. İkinci nesil bu ülkenin düzenine, ekonomisine ve toplumsal hayatına katkı sundu. Üçüncü nesil burada eğitim gördü, burada çalıştı, burada aile kurdu.

Peki, neden hâlâ bazı insanlar kendilerini bu toplumun bir parçası olarak kabul ettirmek zorunda kalıyor?

Neden bir insanın adı, soyadı, inancı veya kökeni zaman zaman kendisinin önüne geçiyor?

Neden yıllardır aynı sokaklarda yaşadığımız, aynı okullarda çocuklarımızı büyüttüğümüz insanlara hâlâ yabancı gözüyle bakılabiliyor?

Elbette her eleştiri ayrımcılık değildir. Her toplumun kendi içinde tartışmaları ve çözmesi gereken sorunları vardır. Ancak bir insanı yalnızca kökeninden veya inancından dolayı ötekileştirmek, hiçbir toplumun savunabileceği bir anlayış değildir.

Biz kimsenin ülkesinde ayrıcalık istemedik.

Biz sadece çalıştık, ürettik, vergimizi ödedik, çocuklarımızı yetiştirdik ve bu toplumun geleceğine katkıda bulunduk.

Bugün beklentimiz çok büyük değil:

Emeğimize saygı, kimliğimize hoşgörü, inancımıza özgürlük ve çocuklarımıza eşit fırsatlar…

Çünkü 65 yıl önce başlayan bu yolculuk artık sadece Türkiye’den Almanya’ya yapılan bir göç değildir. Bu, iki ülkenin tarihinde yer edinmiş ortak bir yaşam hikâyesidir.

Artık kimseye misafir olmadığımızı kanıtlamak zorunda değiliz.

Bizi biz yapan değerlerimizden vazgeçmeden, yaşadığımız topluma katkı sunmaya devam edebiliriz.

Unutulmamalıdır ki bir toplumun gerçek gücü, farklılıkları ne kadar dışladığıyla değil, farklılıklarla ne kadar adil ve huzurlu yaşayabildiğiyle ölçülür.

65 yıl önce bavulunu alıp gelenlerin torunları bugün bu ülkenin geleceğini kuruyor.

Onlara bırakacağımız en büyük miras korku ve ayrımcılık değil; eşitlik, karşılıklı saygı ve birlikte yaşama kültürü olmalıdır.

Bizim tek isteğimiz saygı…

65 yıldır emek verdiğimiz bu ülkelerden ayrıcalık beklemiyoruz. Ne fazlasını ne de başkasından farklı bir muameleyi istiyoruz.

Tek isteğimiz var: Bunca yılın emeğine, mücadelesine ve katkısına saygı gösterilmesi.

Çünkü biz artık sadece misafir değiliz. Bu toplumun bir parçasıyız. Geçmişimiz burada, geleceğimiz burada, çocuklarımızın ve torunlarımızın yarınları da burada.

65 yılın ardından hâlâ aynı soruyu sormak zorunda kalıyorsak, belki de asıl düşünmesi gerekenler biz değil, bizi hâlâ misafir olarak görenlerdir.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

five × 3 =

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER