Bazen coğrafya kaderdir deriz. Bazen de o kaderi yeniden yazmak için bir yol ararız. Bugün Ortadoğu haritasına bakıldığında, bu coğrafyanın kaderini belirleyen en tehlikeli denklem hiç şüphesiz nükleer silahlar.
İsrail… Resmen itiraf etmese de, dünyanın büyük çoğunluğu onun nükleer bir güç olduğunu biliyor.
İran… Her ne kadar “barışçıl nükleer enerji” vurgusu yapsa da, uranyum zenginleştirme oranları ve füze kapasitesiyle “eşik”te durduğunu görmek zor değil.
Bu iki aktör, Türkiye için ne anlama geliyor?
Şunu açıkça söyleyelim: Türkiye nükleer silah sahibi olmalı mı, olmamalı mı sorusu; artık sadece bir etik ya da hukuk meselesi değil. Bu, aynı zamanda bir güvenlik, egemenlik ve caydırıcılık meselesi.
Bazıları, “Türkiye NATO’da zaten koruma altında, nükleer silaha ne gerek var?” diyebilir.
Ancak tarihin bize öğrettiği şey şu: Garantiler, gerçek caydırıcılık kadar güçlü değildir. Kendi silahınız yoksa, kaderiniz başkalarının inisiyatifine bağlı olur.
Ama hemen heyecanlanmamak da gerek. Nükleer silah geliştirmek, bir düğmeye basmakla olacak bir iş değil. Bu işin teknolojik, ekonomik ve diplomatik bedelleri var.
Türkiye, şu anda Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’na (NPT) taraf bir ülke. Bu nedenle açık bir nükleer program başlatmak, uluslararası yaptırımlar, dışlanma ve büyük ekonomik baskıları da beraberinde getirir.
O halde ne yapmalı?
Akıllı devletler, silahı masaya koymadan önce zekâyı koyarlar. Türkiye için belki de en makul yol, “nükleer eşik” stratejisidir. Yani nükleer silaha sahip olmadan, bu silahı yapabilecek teknolojiye, altyapıya ve bilgiye sahip olmak. Bu; hem uluslararası anlaşmaları ihlal etmez, hem de gerektiğinde caydırıcılık oluşturur.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali gibi projeler, sadece enerji meselesi değil. Bu altyapı, Türkiye’nin bilimsel, teknik ve stratejik kapasitesini artıran kritik adımlar. Buradan nükleer teknolojiye hâkim bir ülke çıkar ki, bu da geleceğin garantisi olur.
Sonuç olarak, Türkiye ne savaş heveslisi ne de izolasyoncu bir ülke olmalı.
Ancak barış içinde yaşamanın en sağlam yolu, savaşa hazırlıklı olmaktan geçer.
Ortadoğu’da nükleer silahlar gerçeği varken, Türkiye’nin eli kolu bağlı bir şekilde durması ne akla ne de tarih bilincine sığar.
Nükleer bir Türkiye mi? Belki değil…
Ama nükleer teknolojiye hâkim, gerektiğinde her seçeneği masada tutan bir Türkiye, artık kaçınılmaz bir zorunluluk.
Ersin TURAN









YORUMLAR