Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ver SİHA’ları, al Eurofighter uçaklarını

Türkiye’nin milli ve yerli olarak geliştirdiği Silahlı İnsansız Hava Araçlarında (SİHA) dünyanın en büyük ihracatçısı olmasının ardından bazı Avrupa ülkelerinin bu dron sistemlerine sahip olma arzusu her geçen gün artıyor.

Türkiye’nin milli ve yerli olarak geliştirdiği Silahlı İnsansız Hava Araçlarında

Türkiye uzun süredir İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya tarafından ortaklaşa üretilen Eurofighter Typhoon savaş uçaklarından almak için girişimlerde bulunurken, Almanya bu konuda ambargo uyguluyor. Türkiye ve İngiltere, Almanya’yı bu konuda ikna etmeye çalışırken, Alman düşünce kuruluşu SWP yazarı Jens Bastian, Almanya’nın Türkiye’nin Silahlı İnsansız Hava Araçlarını karşı Eurofighter Typhoon savaş uçağını verebileceğini belirtti. Bastian tarafından “Türkiye küresel silah ihracatçısı olma yolunda. Türk savunma sanayinin rekabet gücü giderek artıyor.” başlıklı yazıda, Türk savunma sanayiinin son 10 yılda hızla geliştiğini, ürünlerinin askeri yeteneklerini defalarca kanıtladığını belirtti. Bastian, Türkiye’nin silah ve savunma politikasında egemenlik çabasında olduğunu belirterek, “Lojistik, teknik, kavramsal ve silah sistemleri üretiminde üçüncü ülkelerden gelen ortaklara giderek daha az bağımlı olmak istiyor. Ankara yurt dışından kaynak almak yerine yerli üretime odaklanıyor. TB2 insansız dron sistemlerinin, ATAK helikopterinin, ALTAY tankının, ANKA-3 hayalet savaş dronunun veya KAAN gizli savaş uçağının geliştirilmesi gibi silahlanma projeleri, Ankara’nın üç kılavuz tarafından yönlendirildiğini gösteriyor: 1. sistematik olan teşvik teknoparklar, start-up’lar ve üniversitelerle işbirliği yoluyla bir ‘know-how atağı.’ 2. yabancı üreticilerden bağımsızlığı artırma. 3. kendi silah sistemlerinin ihraç edilebilirliğini sürekli artırma. Özellikle son iki prensibin uygulanması, yerli silah üretiminin oranı ne kadar yüksekse, Türkiye’nin ihracat kısıtlamalarının da o kadar düşük olması anlamına geliyor.” dedi.

Ekonomik bir faktör olarak Türk silah endüstrisi

Yerli üretim kapasitelerini genişletme ihtiyacının ortaya çıkışı veya farkına varılmasının 1970’lerin ortalarına tarihlenebileceğini aktaran Bastian, “Türk Silahlı Kuvvetlerinin bireysel silah ithalatının (geçici olarak) kesilmesi ve çeşitli kısıtlayıcı tedbirler nedeniyle işbirliği projelerinin dışında tutulması nedeniyle Ankara, kendi silah endüstrisini genişletmeye yöneldi. Türkiye, dayanıklılığını sağlamak için silah politikasını uluslararası yaptırım politikasının gölgesinde yeniden düzenledi. Stratejideki bu değişiklik, Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikasını kurumsal olarak yeniden ayarlayan reformlara da yansıdı. Özellikle Savunma Sanayii Başkanlığı’nın (SSB) 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı’na bağlanması ve kurumun bütçe yükümlülüklerinden muaf tutulması, otoritenin belirli savunma projelerini teşvik etmesine olanak sağlıyor. Bir başka deyişle, Türk ekonomisinin sektörleri giderek savunma sektörüne yönelmeye başladı. Türk Savunma Sanayinde, 2016 yılında toplam 35.502 kişi istihdam edilirken, 2022 yılı sonu itibarıyla toplam 81.132 kişi çalışıyordu.” ifadelerine yer verdi.

İhracat yeteneği artıyor

“İhracat yeteneği, Türk silah üretiminin karlılığı açısından merkezi bir öneme sahiptir.” diyen Bastian, şunları kaydetti:

“10 yıl önce ülkenin savunma sanayisi 1,9 milyar dolarlık silah sistemi ihraç etmişti. 2023’te ihracat hacmi 5,5 milyar dolara ulaşarak yeni bir rekora ulaştı. İhracattaki bu artış, yeni pazarların fethedilmesinin bir sonucudur. BAYKAR, TAI, ROKETSAN, STM ve ASELSAN gibi Türk savunma şirketlerinin iş modeli, ürünlerini, on yıl önce Türkiye’ye kapalı olan ülke ve bölgelere, özellikle Afrika kıtasına, Asya’ya (Tayvan dahil) ve son zamanlarda Latin Amerika’ya satmaya dayanıyor. Söz konusu şirketler küresel bir varlığa, sivil ve askeri sektörlerde kapsamlı ürün portföylerine sahiptir ve silah sistemlerinin performansını çeşitli çatışma bölgelerinde kanıtlamışlardır. Son olarak, Türkiye’de üretilen savunma ekipmanlarının fiyat açısından da rekabetçi olduğunu ve uluslararası alanda giderek daha fazla talep gördüğünü belirtmek gerekir. TB2 dron ile Türkiye, uluslararası silah ihracatı liginde önemli bir oyuncu haline geldi. Ankara böylece çeşitli çatışma bölgelerinde ve ihracat pazarlarında büyük önem kazandı. 2023’te 185’ten fazla ülke Türkiye’den askeri malzeme satın aldı. Bu, stratejik ortaklıkların coğrafi olarak yeniden düzenlenmesini ve Batı ittifakının taahhütlerinin yeniden değerlendirilmesini içermektedir.”

NATO ortaklarıyla işbirliği

NATO ortaklarıyla işbirliğinin Türkiye’nin savunma ve güvenlik politikasının önemli bir parçası olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Bastian, “Ankara’nın silah politikasının odak noktası giderek yurt içi kalkınma ve üretime kaysa da, NATO ortaklarıyla ortak girişim gruplarında hala güvenlik ve savunma projeleri var. Bir örnek NATO-Intel FS2 projesidir. Burada NATO’nun keşif altyapısının tüm yazılımı Türk şirketi STM tarafından geliştiriliyor. Türkiye’nin katılımıyla yürütülen bir diğer ortak proje ise NATO İnovasyon Fonu’dur. Bu dünyanın ilk çok uluslu risk sermayesi fonudur.” dedi.

Genel Görünüm

Bir yandan AB ve NATO Ankara’yı entegre etmeye çalışırken, diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’yi üretim ve ihracat kapasitesiyle bir silahlanma gücü merkezi haline getirme stratejik hedefinin peşinde olduğunu vurgulayan Bastian, şu ifadelere yer verdi:

“Bu, çatışma potansiyeli barındıran ve diplomatik beceri gerektiren bir durumdur. Türk silah ihracatının son yıllarda hızla artması ve buna bağlı olarak Erdoğan’ın sektöre verdiği siyasi destek, Türk sanayisinin bunu başarabileceğini gösterdi. Türk askeri ürünlerine olan talep ve bu ürünlerle küresel silah pazarlarında elde edilen itibar sermayesi, Türkiye’nin gelecekte de silah üretimi ve askeri hizmetlerde uluslararası arenada demirbaş olmaya devam edeceğini gösteriyor. Silah sektörünün yenilikçi kapasitesi ve artan silah ihracatı ile güvenlik çıkarlarının hedeflenen ağ yapısı, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin dış politika ağırlığını güçlendirecektir. Eurofighter Typhoon’ların Türkiye’ye satışı, ticari silah ihracat anlaşmasından çok daha fazlası olacaktır. Savunma politikası açısından bu, dolaylı olarak stratejik özerkliğini teşvik etmek yerine, Türkiye’yi Batı askeri-endüstriyel sistemlerine entegre etmeye devam etme kararı anlamına gelecektir. Son olarak, örneğin insansız hava araçları gibi Türk askeri teçhizatının Alman Silahlı Kuvvetlerine ihraç edilmesi şeklinde yeni işbirliği formatları için fırsatlar da açılabilir.1